Heyyo, heyyyooo...
Halenze beni gene sobelemiş...
Hadi yüzsüzce bi anlaşma yapalım, her sobelenen beni tekrar tekrar sobelesin..
Sapuğum ben sapuğummm, sapuğummm... İshal yapar kustururum, bezdiririm:)))
Sobelenme konumuz ikinci kez Kahramanlar....
Ben çizik film kahramanlarımı yapmıştım.
Şimdi biraz beyaz perdede ki ve beyaz camda ki kahramanları anlatayım.
İlk sırada tabi ki Adile Naşit var...
Adile Teyze’miz, (haberlerden önce mi sonra mı orasını hatırlamıyorum), oyuncaklar içinde ki koltuğuna oturur, günün masalını anlatır, herkesin ismini söyleyerek onları ya tebrik eder yada “bir daha yapmayın, tamam mı kuzucuklarım” derdi.
Allahım ya, her gün bekledim benim de adımı söylesin diye, bir gün olsun söylemedi. Bir çocuk için ne kadar kötü bir durum biliyor musunuz, hep kendimi dışlanmış hissettim. O gün bugündür kendimi hep yalnız hissediyorum.
İçime kapanıklığım belki de hep bu yüzden (Allahım bir de içime kapanık olmasaydım ne olurdum acaba :))))
Sakın yorum yazmayın bu konu hakkında, anladım ben onu :)))))
Sonra tonton dedem Hulusi Kentmen var.
Babamın babasını yani büyük dedemi hiç görmedim. Ben doğmadan önce vefat etmiş. Zaten hep böyle değil midir? Aileden birisi vefat eder, hemen akabinde yeni bir bebek o aileye katılır. Bir düşünün, çevrenize bir bakın, muhakkak böyle durumlara şahit olmuşsunuzdur.
(Ben gene daldan dala atlayım, bir konuya başlayıp, bitene kadar tek bir konuda yazamayım.... Bir ağaç ve sürekli dal veren birisi gibi hissediyorum yazı yazarken)
Her neyse, Annemin babası ise inanılmaz yakışıklı birisiydi. O da çok genç yaşta vefat etmişti. Daha saçlarına yeni yeni aklar düşerken Allahın rahmetine kavuşmuştu. Ama ben dedemi sadece yazları görebiliyordum, çünkü biz Ankara’da, anneannem ve dedem İzmir’deydi. Bir araya geldiğimizde de zaten o benim dedem değil, büyük arkadaşım dı... O yüzden ben şöyle pamuk gibi bir dedeye hasret kaldım. Bundan dolayı Hulusi Kentmen benim tonton dedim di...
Ayrıca çocukluk aşkları vardır hepimizin değil mi?
Genellikle ünlü kişilerden olur bunlar da. Benim iki sevgilim vardı.
Birisi Ayhan Işık –ki hala üzerine yakışıklı adam tanımam-, diğeri de Rock Hudson...
Hala onunla ilgili söylenenlere inanasım yok. İnanmayacağım da...
Bu kadar yakışıklı ve karizmatik bir erkek... Bilemiyorum:))))
Ayyy.. özellikle Doris Day ile ne güzel bir çift oluştururlardı dimi ama....
Pazar günlerinin unutulmaz film kuşağı... Ahhh, ahhh... neydi o günler..:))))
Pazar günü diyince aklıma geldi...
O günlerden unutamadığım iki program daha var.
İlki Pazar Konseri... Hatta bazı kendini bilmezler “Pazar Kanseri” derler o programa sinir olurum. Rahmetli Hikmet Şimşek ile özdeşleşmiş klasik müzik programımız...
Bir diğeri ise “Pazar Stüdyosu”...
Buzdolabı tadında soğuk esprileri, Kutumuzu (!) açmakta ki ısrarcılığı ve gözlerinin altında ki morluklarla, rahmetli Cenk Koray...
Konu TRT olunca aklıma gelen diğer isimler şöyle: “Donsuz Geceler” diyerek, o dönemin en büyük gafını yapan rahmetli Ersin İrmen (ki kendisini tanıma fırsatım olmuştu, muhteşem bir insandı Ersin Abi”, Çilli horozuyla beni o zamanlar çok güldüren Özay Gönlüm, benim için 23 Nisan denince ilk aklıma gelen Halit Kıvanç....
Bir de meşhur diziler vardı değil mi? “Dallas”, “Flamingo Yolu”, “Şahin Tepesi”, “Kaçak”, “Köle Isaura - Kökler”, “Yalan Rüzgarı”....
Bu ne yaaaa... Amma geriye gittim ben böyle... Tamam tamam yeter... Biraz daha zorlasam reankarnasyon yöntemiyle geriye gidip, yontma taş devrini falan da hatırlayıp anlatacağım:))))
|